1957 yılında Ankara’ da doğdu. Eğitimini sırasıyla Erzurum Kültür Kurumu İlkokulu, Eskişehir Maarif Koleji’ nde bitirdikten sonra 1975 yılında Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’ ne girdi. 1981 yılında fakülteyi bitirerek Hacettepe Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilimdalı’ nda 1985 yılında doktorasını tamamladı. 1987 yılında askerlik görevini GATA Haydarpaşa Askeri Hastanesi’ nde bitirdi ve 1987 yılında Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’ nde göreve başladı ve 1994 yılında profesörlüğe yükseldi. Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’ nde dişhekimliği fakültesi idari komitesi üyeliği, ortodonti bölüm başkanlığı, dişhekimliği fakültesi danışma kurulu üyeliği, sağlık bilimleri enstitüsü danışma kurulu üyeliği, dekan yardımcılığı yaptı ve halen Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilimdalı Başkanlığını yürütmektedir. Avrupa Ortodonti Birliği (EOS) yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. ERVERDİ Türk Ortodonti Derneği Başkanlığı’ na seçilmiştir. Prof. Dr. ERVERDİ’ nin 20 yurtiçi ve 35 yurtdışı yayını bulunmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Dönem Birincisi, Marmara Üniversitesi Rektörlük ve Rotary Meslek Ödüllerine sahiptir.Kendisi evli ve iki çocuk babasıdır.
Yeni fakülte açılmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Yeni fakülte açılması yanlış. Ama şu da var bakın. Bunu dadüşünmek lazım. Bugün elime bir çizelge geçti. Her yüz bin kişiye düşen dişhekimi sayısı Avrupa’ da ve dünyada. Bu anlamda Türkiye OCD ülkeleri arasında en az dişhekimi olan ülke. 22 Türkiye. Yunanistan’ da 100, ABD’ de 60 civarında. Avrupa ülkeleri genelde 20 ile 50 arasında değişiyor. Avrupa Birliği’ nde genelde. Dolayısıyla olaya bu anlamda baktığımız zaman Türkiye’ de dişhekimliği fakültesi açılmasının herhangi bir problem yaratmaması gerekiyor. Şu an için 20’ deyim. Ama burada asıl problem de milli gelir. Türkiye’ de dişhekimine ihtiyaç var ama milli gelir de düşük. Dişhekimi dediğimiz arkadaşların hemen hemen %80’ i büyük şehirlerde konuçlanmış durumdadır. Anadolu’ ya kimse gitmiyor. Şimdi Türkiye’ de dişhekimliği fakültesi açarsın ama bir takım dişhekimleri odasına bir takım yetkiler verirsin. Dersin ki Türkiye’ yi bölgelere ayır. Noterlik gibi. Adam babasının parası varsa okulu bitirince gelip İstanbul’ un göbeğinde muayenehane açamasın. Gitsin önce 7.bölgeden başlasın. Ondan sona 6.’ ya gelsin, 5’ e gelsin, 3’ e gelsin, 4’ e gelsin. Yani bir takım kriterler getir. Şimdi bugün adam babasının parası varsa gidiyor Bağdat Caddesi’ ne , Nişantaşı’ na güzel kliniği açıyor. O zaman ne oluyor merkezde yoğunlaşma oluyor ve mutsuzluk ortaya çıkıyor. Ama bugün gidin benim arkadaşım Afyon’ unEmirdağilçesinde 5 sene dişhekimliği yaptı, dünyalığını yaptı geldi. İstanbul’ da yani bu da var. Dişhekimliği fakültesi açılmasın demek olayıtam anlamıyla görmemek anlamına geliyor çünkü bugün Türkiye’ de 100.000 de 20 civarında dişhekimi oranı. Bu OS ülkeleri arasında 3-5 misli geri. Yanidişhekimlerine ihtiyaç var. Türkiye’ de ama birincisi milli geliri arttırmak ki bu bizim işimiz değil ama 2. dişhekimleri bölgesel alıştırılmalı. Bu Alman’ davar, beğenmediğimiz İran’ da var, her yerde var. Bizdeki gibi yok herif geliyor, tak bitiriyor, açıyor, eczane açıyor, benzin istasyonu açıyor, böyle rezillik yok. Devlet yok ortada. Planlama yok.
Ortodonti tıp ile birlikte mi okunmalı , ayrı bir ihtisas mı olmalı?
Bence ihtisas olarak ortodonti ve maksilofasialcerrahi diyorum ama maksilofasial cerrahi şu an ki değil. Tıptan sonraki double qualified dediğimiz. Mesela her ülkede farklı bir sistemi var. Mesela Almanya dişhekimliği ile tıbbı aynı anda okuyabiliyorlar mesela Amerika’da fark dersi veriyorlar gibi. Bunun bir sistemi olması lazım. Bakacaksınız yani Amerika’yıyeniden keşfetmeye lüzum yok. Bakacaksınız adamlar ne uyguluyorsa aynısını uygulayacaksınız kardeşim. Daha iyisini yapabiliyorsan daha iyisini yapacaksın. Ha ben böyle yaptım. Bu saçma. Başkalarının deneyimlerinden yararlanmak medeniyettir. Yararlanmasını bilmek lazım. Neyse sistem, ben şu anda o konuyu dersen bana incele, ben incelerim. 1 hafta sonra bütün özelliklerini anlatırım. Ben şunu demek istiyorum. Batıdaki sistemi uygulayalım. Bir de bana bunu soruyorlar diyorlar ki ortodontik tedavi dişleri çürütüyormuş, zararlıymış. Böyle birşey var mı hasta soruyor. Diyorumki kardeşim bizim FDI’ ın onayı var. İşte ABD sağlık dairesinin onayı var. Şu konuda mesela diyorlar ki şu ilaç zararlı mı?FDI onayı varsa bizim sağlık bakanlığını hiç ben kaile almam zaten. Bizimkiler parayla da politikayla da raporu yazarlar. Amerika’nın onayı varsa zaten o güvenilirdir. Ben öyle bakıyorum olaya. Bizim de adamların da uyguladığı sistem ortada. Bu sistem güvenilirdir. Bunu tartışmaya lüzum yok. Ha diyecekler ki ama Amerika’ da ama dişhekimleri maksilofasial cerrahialıyor daama onların premedicine’ ı 6 yıl. Dişhekimi tıpta 6 yıl okuyor premedicine. Onu göz ardı ediyor onlar.
Türkiye’ de dişhekimliğinin gelişimi için ne yapmalı?
Şimdi dişhekimliğinin Türkiye’ deiyiye gitmemesinin sebebi fakülte eğitiminin standart olmamasından kaynaklanıyor. Gayet tabii bazı fakültelerin eğitim standartları yüksek bazı fakültelerin eğitim standartları düşük. Bunun düzeltilmesi için baştan beri söylediğim şu var liyakat ölçüleri esas olacak. Yani adam profesörse, doçentse oturduğu kadroyu hak eden adam orda oturacak öbürü oturmayacak. Yani bu YÖK sistemiyle bu olmaz. Adamları liyakat ölçüsüne getireceksin. Bütün öğretim üyelerinin sözleşmeli olması lazım. Yani ben bir devleti en büyük düşmanının istihdam garantisi olduğuna inanıyorum. Yani özel sektördeki gibi devletteki herkeste işinden atılabilmeli. İnsanları devlette işten atamazsınız o zaman o ülke hiçbir yere gidemez kardeşim. Bugün Türkiye’deki eğitimin, dişhekimliği eğitiminin veya başka eğitimlerin kalitesiz olmasının nedeniburadaki öğretim üyelerinin istihdam garantisi zırhına sarılıp hiçbir şey yapmadan oturabilmeleridir. Eğer bunları işten atabilirsen , sözleşmeli yaparsan , iyi olmayan gider dersen o zaman burada kalite gelir , o zaman zaten serbest rekabet sistemi gelir. Yani neden ekonomide serbest rekabet sistemi var da eğitimde olmasın. Şimdi dersin ki mesela Türkiye’de bir tane bord koyarsın atıyorum dişhekimliği fakültesinde bord sınavı koyarsın. Bord sınavını vermeyen dersin bu ülkede dişhekimliği yapamaz dersin. Ondan sonra dişhekimliği fakülteleri yani bütün üniversite açılımını konuşuyorum mali özerklik verirsin. Kamu sektörlerinin hepsine tamam mı? Kendi harcını belirler, kendi alacağı öğrencileri belirler. Öğretim üyelerini istediği gibi atar, alır. Tamam mı? Böyle bir hak verirsin, dersin ki hodri meydan. Şimdi burada belirleyici olan ne olur, benim fakültemin bordunu aşma oranı %70 olursa, B fakültesinin bordu aşma oranı %10 olursa ne olur? Benim puanım 100 olursa, öbürünün puanı 20 olur. Ondan benim ücretim 1 milyon lira olursa, onun ücreti 200 bin lira olur. Dolayısıyla o batar, ben çıkarım, o ne yapmak zorunda batmamak için iyi öğretim üyesi transfer etmek zorunda. İşte rekabet işte Amerika.
Kabası bu yani kapitalizmin esaslarını eğitimde uygula kardeşim. Bizde eğitimde istihdam garantisi var. Tam bir komünist devlet. İstihdam garantisi var. Ne yaparsan yap yerinde oturursun. İstersen pişpirik oyna. O zaman ne oluyor kardeşim eğitimin kalitesi düşüyor. Dişhekimi meselesi değil bu Türkiye’nin meselesi. Her fakültenin meselesi. Şimdi bir takım yerler ayakta duruyor niye orada bir takım Battal Gazi türü adamlar var. Adam orayı işte direkt gibi tutuyor, sarılıyor, düşürmüyor, bir mücadele koyuyor. İşte bugün bir ODTÜ, Boğaziçi filan ayakta duruyor, çalışıyor. Kamu sektörü olarak teknik üniversite niye biraz geçmişten gelen misyonları var o adamlar ayakta duruyorlar, koruyorlar. Ama yıkılmaya mahkum. Çünkü hiçbir şansları yok. Öbür tarafta özel üniversiteler istedikleri gibi adam transfer ediyorlar malum özerkliğe sahipler. Ben bunu 10 sene önce YÖK tartışmasında bir gün görevliydim orda da söylemiştim. Bu şartlarda devlet üniversitelerinin ayakta durma şansı yok. Bakın bizim Marmara DişHekimliği Fakültesi’ nde tamamen kişisel çabalarla ayakta duruyor. Bugün İstanbul Üniversitesi‘ne gidin duvarlar dökülüyor, yerler dökülüyor. Sanki kahvehaneye girmiş gibi oluyorsunuz. Niye? Kişisel çaba yok herkes kendi işine bakıyor. Kişisel çabayla ne kadar gider? Burada bu işi kişisel çabayla yürüten grubu tasfiye ederseniz buda batar. Ama sistem olursa hiçbir şey olmaz. Sistem korur kendini.
Braket lekelerini nasıl ortadan kaldırıyorsunuz, beyazlatma ile bağı nedir?
Şimdi braket lekesi değil. Braketi iki türlü ayıralım. Eğer stainning’den bahsediyorsan hani renk değiştirir, sorun değil. Onu istediğin gibi çıkart, sonra beyazlatma yap. Ama dekalsifikasyondan bahsediyorsak ki bence tehlikeli olan dekalsifikasyon. Dekalsifikasyonda polishlemeyle şunla bunla biraz azaltmak mümkün ama bence dekalsifikasyona sebep olmamak önemli olan. Dekalsifikasyona sebep olmamak için de ne yapmak lazım high spot diyorlar ya hani braketin etrafında. Onlar resmen çürük başlangıcı ve maalesef ülkemizde çok büyük oranda görülüyor. Ben şimdi ne yapıyorum artık 22 senenin tecrübesiyle vakaya bakıyorum, eğer ağız hijyeni vakanın çok iyi değilse erteliyorum. sabit tedaviyi. Mutlaka yapmam gerekiyorsa da sabit tedavinin süresini kısaltıyorum. Mümkün olduğu kadar mütaarik alana filan kayıyorum. Efendim fluor uygulamasını esas alıyoruz yani braketleme esnasındaki fluor uygulamasından söz ediyorum. Diğer bir yaklaşım, bu tip hastalarda mesela elastik türü malzemeleri mümkün olduğu kadar kullanmamak. Çünkü mikroorganizma barındıran yapıya sahipler. Yani elastik chain, elastik ligatür, her tür elastikten uzak durup metal üniteleri bunlarda mümkün olduğu kadar artırmak, antibakteriyel mouth washların kullanımı hastada provoke etmek, işte belki bunlar biraz staining yapıyor. Meselaticaret müstedatını vermiyorum ama mesela sen bunu kullanma, kloreksidini çok öneririm. Kloreksidin biliyorsunuz stainning yapıyor. Ama ağız hijyeni kötü ve white spota yatkın bir hasta ise bu da zaten şeyden belli olur anneyi babayı incelersen çürük insidansı fazlaysa zaten %80 ‘lere. O zaman bunlarda staini göze alıp kloreksinin kullanımını arttırmak çünkü staini sonunda düzeliyor. Gelelim bleachinge. Ben bleachingin ortodontik tedavinin en son seansının kozmetik seansı olduğunu düşünüyorum. Orda ne yapmak lazım? İşte küçük bir diş eti cerrahisi yapmak lazım, sellektif önlemler yapmak lazım, köşeleri yok etmek, dişlerin simetrisini ve en son güzel bleaching yaparsanız zaten dişin puanını o alıyor. Gülmeyi tedavi ediyorsunuz, gülümsemeyi tedavi ediyorsunuz sonuçta siz. Mesela bleachingi her hastaya öneriyorum ama ofis bleachingin ne kadar güvenilir olduğunu bilmiyorum tamam. O konuda bir takım veriler var ama bir saat içinde dişleri bembeyaz eden ışınlardan korkuyorum biraz. Alanımda değil, çok bilgim yok. Ama home bleachingi çok güvenli buluyorum. Yani kaşıkla hastaya verip evde yapmak. O bana daha güvenli geliyor. Belki psikolojik bilmiyorum. Teşekkür ederim.